Trafiğe bağlı ölümler hakkında konuşma şeklimizi niçin değiştirmeliyiz?

  •   
  •  A 
  •   

 

21 Kasım 2018 tarihinde Houston Cronicle adlı sitede Colleen Corcoran* tarafından kaleme alınan ve üyesi olduğumuz IFP (Uluslararası Yaya Federasyonu) tarafından da paylaşılan makalenin Türkçe** çevirisidir.

Trafiğe bağlı ölümler hakkında konuşma şeklimizi niçin değiştirmeliyiz?

ABD’de her sene otuz binden fazla insan trafik kazalarında hayatını kaybediyor ve bu kayıplar gün geçtikçe artıyor. Kurbanların çoğu çocuklar.(trafik on sekiz yaş altı can kaybında en yaygın ölüm nedeni) Üstelik bu sayıya yaşamının geri kalanını ciddi biçimde etkileyecek veya yaşam tarzı değişikliğine yol açacak nitelikte ağır yaralanmış iki buçuk milyon kurban dahil bile değil. (beyin hasarı, felç, uzuv kaybı vb.).

Ağır yaralanma ve can kayıplarından nasıl bahsettiğimiz, bizi kamu sağlığını tehdit eden bu krizi konuşmaktan alıkoyuyor.

(Ç.N: Burada parantez açmama izin verin. Bu konu hakkında devam eden bir tartışmaya atıfta bulunulmuş. Hepimiz için önceki yazıya göz attım. Bu konunun kamu sağlığına dahil olup olmadığı değerlendirilirken kamu güvenliği alanına girdiği belirtilmiş. Kamu güvenliğinin de kamu sağlığının alt başlığı olduğu sonucuna varılmıştır. )

Herkes bir trafik “kaza”sında yaralanmış veya hayatını kaybetmiş en az bir kişi tanıyordur. Onlar ya sağa dönen bir aracın önüne adım atmışlardır veya araç yolunda koyu renk kıyafetle bisiklet sürecek kadar dikkatsiz davranmışlardır ya da altı şeritli bir yolda hızlanmakta olan bir aracı görmezden gelerek oldukça yavaş geçiş yapmışlardır.

Kontrolden çıkan Houston yolları ve sürücüleri tüm ABD’nin en ölümcülleri

Tüm bu anlatım şekli ve dil, hepimize haberlerden veya olayı kendimize anlatış tarzımızdan tanıdık gelecektir. Fakat bu dil ve anlatım şekli temelde insanların ölümünün kendi dikkatsizlikleri sonucunda olduğunu ve kontrol edilemez, cansız araçlar tarafından gerçekleştirildiğini ileri sürer. Bu anlatım şekli, trafiğin tehlikelerini hareketliliğimizin doğal bedeli olarak kabul etmemizi sağlar. Bu kabul, sevdiklerimizi nasıl koruyup kurtarabileceğimiz sorusunu sormamıza engel olur.

18 Kasım “Trafik Mağdurlarını Anma Günü” idi. Trafik kazalarında hayatını kaybedenleri ve yaşamı tamamen değişecek derecede ağır yaralananları, trafikte gelişen rasgele doğal olayların dikkatsiz kurbanları olarak hatırlamayalım. Onları kentlerinde hepimizin her gün yaptığı ve güvenle yapması gerektiği gibi dolaşan kişiler olarak anımsayalım.

Kaza değil, çarpma!

Her şeyden önce, trafikte gerçekleşen hemen hiçbir yaralanma veya ölüm “kaza” değildir. Hemen hepsi daha iyi cadde ve sokak düzenlemeleri, hız tedbirleri ve sürücülerin temkinli hareketleriyle önlenebilir. Örneğin “uçak kazası”nda öldü demeyiz, “uçak düştü” veya “uçak çarptı” deriz. Çünkü buna neden olmuş olabilecek tüm etkenler, söz konusu bir uçak kazası olduğunda, gelecekte benzer bir trajedinin tekrarlanmaması için detaylıca araştırılıp incelenir.

Benzer bir süreç ciddi otomobil çarpmalarında da işletilmelidir.
-Kazaya karışanların yetersiz veya açık olmayan trafik işaret ve sinyalleri nedeniyle kafası karışmış olabilir mi?
-Sürücü telefonuna bakıyor muydu veya hız yapıyor muydu?
-Yolun belli bir aralığında hız limitlerini düşürmek veya şerit genişliklerini düzenlemek gelecekte hıza dayalı ölümcül çarpışmaları önleyebilir mi?

Bir kez çarpmaların önlenebilir olduğu gerçeğini tanıdıktan sonra, yukarıdaki ve benzer soruları sormaya başlayabiliriz. Şimdi bu yazıyı okuyorsanız madem bundan sonra bir daha asla “trafik kazası” dememeye söz verin ve dahası öyle söyleyen diğerlerini de uyarın.

Biz ne zaman “kaza” kelimesini bu bağlamda kullandığımız dilden çıkarırsak trafiğe bağlı can kayıplarının önlenebilirliği konusuna kaderci kültürel bakışı değiştirmiş olacağız.

Otomobiller kendi kendine hareket etmez.

1966 yapımı “What on Earth! The Automobile Inherits the Planet" kısa filminde dünyayı istila eden uzaylılar Dünya kentlerini inceler ve otomobillerin baskın bir yaşam türü, yaygın canlı bir form olduklarını sanırlar.

İnsanları ise bu sistemde birer parazit olarak görürler. Şehirlerimizin onlara göre (otomobiller için!) tasarlandığı düşünüldüğünde böyle sanmaları hiç de şaşırtıcı değil. Ancak bu araçları insanların hareket ettirdiğini hatırlamak burada önemli bir nokta. İki ton ağırlığında bir aracın direksiyonundaki sürücüler, yollarda onlarla beraber olan diğer tüm kişilerin hayatlarının da sorumluluklarını üstlenmiş olur.

Bir çarpmayı anlatırken çoğunlukla araç yerine sürücü kelimesi kullanılabilir. Örneğin “sürücü yan şeride kayarak ve başka bir araca veya bisikletliye yandan çarptı.” diyebilmeliyiz. Bunların tamamını isteyerek veya istemdışı yapanın, o aracı çalıştıran kişi, bir insan olduğunu her zaman hatırlamalıyız. Bir otomobil asla kendi başına hareket etmez, hatta sürücüsüz (otonom ) araçlar bile kendi başına hareket etmez. Çünkü sorumluluk hala ve her zaman onu tasarlayan ve programlayan insanlarındır.

Kurban olanları suçlama!

Bir çarpışma sonrası kurbanın bunu önleyebileceği bir yol aramak daima en kolay olandır. Çünkü çoğunlukla kurban, olayı kendi açsından açıklayabilmek için orada bulunmaz. Çoktan yaşamını yitirmiş, paralize olmuş veya beyin hasarıyla şuurunu kaybetmiştir. Çarpmaya kurban giden hakkında ilk dile getirilen şu olur “belki daha açık renk bir kıyafet giymiş olsa, daha görülebilir olurdu.” Eğer çarpılan bisikletli ise “kask takmış olsaydı bu başına gelmezdi” (Kaskın bisikletliyi havaya uçmaktan kurtulabileceği düşünülüyor herhalde)

Belki öyle, ama belki de değil… Kurbana yönlendirilmiş bu suçlamalar, ölüm potansiyeli taşıyan araçları kullanan sürücüleri ve güvenli yollar tasarlamaktan sorumlu şehir plancıları kabahatlerinden uzaklaştırıyor. Asıl sorumluların suçunu örtmeye yarıyor.

Sorulması gereken bazı sorular:
-İnşa edilmiş çevresel faktörler bir çarpmayı nasıl etkiler?
-Bir kurban yolun neden orasından geçmiştir?
-Yaya geçidi ne kadar uzaklıktadır?
-Yeşi ışık için ne kadar beklemesi gerekmektedir?
-Buna benzer ne kadar çarpma gerçekleşmiştir?
-Bunları önlemek için neler yapılabilir?

Hepimiz trafik yaralanma ve kayıpları hakkında kullandığımız dili değiştirebilirsek, nasıl konuştuğumuza dikkat edersek kültürün bunları önleme konusundaki düşünme şeklini değiştirmeye başlamış olacağız. Trafik çarpmalarında ağır yaralanmış ve hayatını kaybetmiş kurbanları onurlandıralım ve bu kayıplara gerçekte neyin neden olduğunu netleştirerek şu andan itibaren dilimizi değiştirmeye söz verelim.

* Colleen Corcoran, Tasarımcı; Los Angeles's Açık Caddeler hareketinin kurucularından. CicLAvia. Houston’lu; Los Angeles’ta yaşıyor.

**Çeviri:Başak BEYKOZ

 

23.11.2018848