Kapsayıcı şehirlere giden yol, daha güvenli sokaklardan geçiyor

  •   
  •  A 
  •   

Kapsayıcı şehirlere giden yol, daha güvenli sokaklardan geçiyor

Amerikan Peyzaj Mimarları Odası tarafından yayınlanan tasarım kılavuzu, bunu nasıl yapabileceğimizi anlatıyor.

Yazı: Diana Budds

Çeviri: Tuğçe Tuğran

Daha adil şehirler için verilen savaş, kelimenin tam anlamıyla sokaklara taşınmış durumda. American Society for Landscape Architecture (ASLA) tarafından yayınlanan yeni sokak tasarımı kılavuzu, bunun sebeplerinin altını çiziyor.

Geçtiğimiz hafta ASLA mahalleler, sokaklar, parklar, meydanlar, oyun parkları ve bahçeler için evrensel tasarımın temel ilkelerini içeren bir kılavuz yayınladı. Bu ve bunun gibi çok farklı ölçeklerde projeler peyzaj mimarlarının üzerinde sıkça çalıştığı işlerdir. ASLA bu iyi uygulama kılavuzunu yayınlayarak, farklı disiplinlerden tasarımcıların, seçilmiş yöneticilerin ve diğer herkesin kapsayıcı ve erişilebilir kamu alanlarının neye benzediğini anlamasına yardımcı oluyor. Daha da önemlisi, bu kılavuz bizi bir şeyleri değiştirmeye davet ediyor.

‘Eğer herkesin kamu hayatına katılmasını istiyorsak, herkese açık ve erişilebilir kamu alanları yaratmalıyız.’ diyor kılavuz. ‘Kamusal alan sadece genç, sağlıklı veya belirli olanaklara sahip olanların yararlanabildiği bir yer olamaz’.

ASLA’nın genel tasarım kılavuzu çok çeşitli grupları da göz önünde tutuyor:  yani kısıtlı hareket kabiliyetine sahip, görme engelli veya az gören, duyma engelli veya duyma güçlüğü çeken, sinir-bilişsel bozukluları (alzaymer veya demans gibi) veya otizm gibi sinir-gelişim bozuklukları olan ve yaşlı insanlar. ASLA, genel alanları erişilebilir, katılımcı, konforlu, doğa dostu, öngörülebilir, birden fazla duyuya hitap eden ve yaya dostu yerler olarak tanımlıyor.

‘Kamusal Alana erişim sivil bir haktır ve her zaman da böyle kabul edilmelidir’ diyor Alexa Vaughn. Kendisi ASLA kılavuzunu kullanan DEAF Landscape mimarı. ‘Bazı insanları dışlayan şehirler tasarlayıp inşa etmeye devam ettikçe, bu insanlara karşı ciddi bir haksızlık yapmış oluyoruz. Bu konu, yetileri ve engelleri ne olursa olsun, herkesin kamusal alanlara erişebilmesini garantiye almakla ilgili’.

Resim Yazısı: Seattle’da bulunan Street Park sokağı, genel/evrensel tasarım ilkelerini kullanıyor.

Erişimi kolay sokaklar özellikle önemli çünkü insanların nasıl hareket edip yer değiştirdiği sokakların tasarımıyla çok yakından alakalı.

‘Sokaklar şehirlerin ana arterleridir’ diyor Vaughn. ‘Tasarımcılar giderek arabalar yerine yayalara ve bisiklet sürücülerine öncelik veren, daha erişilebilir ve sürdürülebilir tasarımlar yapıyorlar.  Bunun da bir adım ötesine geçmek için sokaklarda bulunan tüm öğeler, engelli bedeni düşünerek tasarlanmalı.

Sokakların daha adil ve erişilebilir kılınması hakkındaki tartışmalar çoğunlukla çoklu-model yani kombine taşımacılığa odaklanıyor. Sokaklarda büyük oranda arabalara ayrılmış alanı yeniden yayalara, toplu taşıma araçlarına ve trafikten ayrılmış bisiklet yollarına tahsis ediyor. Son zamanlarda mimarlık ve şehir planlaması tartışmalarında sıkça konuşulan ‘bütüncül sokaklar’ ve bunların geleceği. Bütüncül sokaklar tüm kullanıcıların, yani her yaş ve fiziksel koşuldan yayaların, bisikletlilerin, motorlu araç sürücülerinin ve toplu taşıma kullanıcılarının güvenliği düşünülerek tasarlanmış alanlar.

 

Ulaşıma ve güvenliğe öncelik verenler Hollanda stili ‘woonerfs’ yani paylaşılan sokaklar konseptini öneriyorlar. Paylaşılan sokaklar konseptinde yayalar, bisikletler ve arabalar, aralarında şeritler veya kaldırımlar gibi fiziksel engeller olmadan aynı alanı paylaşıyorlar.  Curbed’in şehircilik editörü Alissa Walker’in da belirttiği gibi, insanların alanda serbestçe dolaşmasına öncelik vermek herkes için daha güvenli ve erişilebilir sokaklar yaratıyor.

Amerika Engelliler Yasası (ADA) kılavuzunun kapsamı kısıtlı ve fiziksel engelli kişiler için açıkça belirlenmiş yollar ve engelli rampaları gibi teknik konulara odaklanıyor. Kılavuz taşlar veya görme engelli veya kısıtlı görüşe sahip yayalar için tasarlanmış sesli trafik ışığı sistemleri gibi çeşitli eklentiler giderek daha yaygın hale gelmekle beraber halen yasa gereği zorunlu değil. Yasa, yaşanan deneyimin kalitesini dikkate almıyor, bir alanı kullanmanın ne kadar keyifli, zenginleştirici olduğunu hesaba katmıyor ama bunların duyusal ve bilişsel engelleri olan insanlar üzerinde önemli etkileri var. Gürültülü, karmakarışık bir sokak bazı insanlar için sinir bozucu olabilir, fakat engelli kişiler için bu sokakları kullanmak oldukça zor olabilir.  

Fiziksel ve duyusal engeller sokağı oluşturan unsurların tasarımında nadiren dikkate alınsa da bu yavaş yavaş değişiyor.

Vaughn, ASLA kılavuzuna danışmanlık yapmadan önce, ‘DeafScape’ adını verdiği bir konsept geliştirmiş. Bu konsept de 10 yıl önce ortaya çıkmış DeafSpace yaklaşımının ilkelerini kullanıyor. DeafSpace; duyma engelli insanların mekanı deneyimleme şeklini şehir planlamasına uygulayan bir yaklaşım. Vaughn, en az 3 metre genişliğinde bir yaya yolu ve bunu kombine ulaşım öğelerinden ayıran tampon bir bölge öneriyor. Tampon bölge ise peyzaj, bisiklet parkları ve oturma alanları gibi öğeler içeriyor. Tasarımlarının kendine özgü bir ritmi var ve bu ritim mekanı okumaya yardımcı oluyor, aynı zamanda da çok güzel görünüyor.

ASLA kılavuzunun ‘Evrensel Sokaklar’ bölümü Vaughn’ın konseptlerini içselleştiriyor. Aynı zamanda zaten kapsamlı olan ‘bütüncül sokaklar’ kılavuzuna kişilerin farklı fiziksel ve bilişsel kapasitelerini merkez alarak katkıda bulunuyor. 

Evrensel sokaklar kombine taşımacılık öğelerini ve yaya adalarını içeriyor. ASLA kılavuzu özellikle geniş kaldırımlara vurgu yapıyor. Bu genişlik tekerlekli sandalye kullanan insanların yolda durma, dönme ve dinlenmesine olanak sağlıyor. Aynı zamanda da işaret dili kullanan insanlara yaya trafiğini aksatmadan yolda durup yüz yüze konuşma imkanı sağlıyor.

Evrensel sokaklar aynı zamanda sıkça yerleştirilmiş kolçaklı oturma alanları de içeriyor. Bu tasarım insanların dinlendikten sonra kolaylıkla ayağa kalkabilmelerine olanak sağlıyor. Modüler oturma grupları insanların istedikleri yere oturmasına olanak veriyor, iyi bir aydınlatma gölgeleri ve yansımaları en aza indiriyor. Gölgeler kısıtlı görme yetisine sahip insanlar için, parlak yansımalar ise algısal hassasiyeti olan insanlar için problem teşkil edebiliyor. Evrensel sokakların özel olarak tasarlanmış görsel desenleri var, bu da insanların mekanı okumasını ve anlamasını kolaylaştırıyor. Sokaklarda kısıtlı görme yetisine sahip insanlar için dokunsal işaretler de kullanılıyor.

ASLA kılavuzu insanların gölgelikler ve oturma alanları ile tamamlanmış sosyalleşme alanları, algısal sorunları olan insanlar için korunaklı dinlenme alanları gibi en iyi uygulamalar içeriyor. Akustiği iyileştirmek için ağaç ve bitkilerden yararlanmayı öneriyor. Alysia Abbot bu konuyu geçenlerde Curbed dergisinde yazmıştı. Kendisinin otistik bir çocuğu var ve parklar ve yeşil alanların, otizm spektrumunda yer alan veya algısal sorunları olan insanlar için hayati önem taşıdığını söylüyor.

ASLA mensubu ve kılavuzun yazarlarından Jane Green,  yeşil altyapı yani ekolojik unsurların evrensel tasarımın bir parçası olduğuna inanıyoruz diyor. ‘Doğa, her düzey yeterlik seviyesinde insan için çok yararlı. Araştırmalar doğal unsurlara maruz kalmanın bilişsel gelişimde rol oynadığını, psikolojik durumu iyileştirdiğini ve daha kapsamlı bir refah hissine yol açtığını gösteriyor.  Eğer insanlar hali hazırda sokakları kullanırken strese giriyorsa, altyapıya daha fazla engel eklemeden yeşil alanları artırmak mantıklı bir çözüm.

Bunun gibi sokaklar bugün de mevcut. Seattle’daki paylaşımlı bir sokak olan Bell Street sokağı ve yakınlarda yeni baştan düzenlenen St.Paul’de bulunan Jackson Sokağı.

Tasarımcıların ‘curb-cut (kaldırım rampaları) etkisi’ ismini verdiği ilkeye göre rampalar gibi yardımcı öğeleri toplu olarak kullanmak herkes için daha iyi sonuçlar veriyor. Bunun ilk örneklerinden bir tanesi 1945’te Michigan’da yaşanmıştı. 2. Dünya Savaşından dönen engelli askerlere kolaylık olması için sokakların kavşaklarla buluştuğu yerlerde kaldırımlar eğimli yapılmıştı. Bu, bugünlerde sıkça görülen bir tasarım unsuru ve kaldırımların bebek arabaları, tekerlekli valizler ve diğer benzeri şeyleri kullanan insanlar tarafından da daha rahat kullanılabilmesini sağlıyor. Evrensel sokaklar da benzeri sonuçlar verebilir. Daha yeşil sokaklar, daha fazla oturma ve dinlenme alanlarıyla insanları daha iyi karşılayan sokaklar… İnsanların ‘var olabildiği’ yerler herkes için hayat kalitesini yükseltecektir.

Vaughn, ‘kamusal alanlar üzerinde çalıştığımız en büyük ölçek, hem de en fazla sayıda insanı etkileyen bir konu, bu yüzden de tasarımları kritik öneme sahip’ diyor.  ‘Birbirinden farklı bedenlerin ihtiyaçlarına cevap verecek tasarımları nasıl yapabileceğimize odaklanarak, gerçekten kapsayıcı şehirler yaratma yolunda ilerleyebiliriz.

14.09.201995