Kritik Kitle ve Bisiklet: Caddeleri Ele Geçirmek

  •   
  •  A 
  •   


1992 yılında San Francisco’da bir grup insan tarafından başlatılan ‘Kritik kitle (critical mass)’ eylemi, bugün dünyanın 300 şehrine yayılmış durumda. Bisiklet kullanıcılarının tek başlarına görünmez olduğu ve trafikte türlü tehlikelere maruz kaldığı şehirlerde, kritik kitle eylemi yüzlerce bisiklet kullanıcısını aynı anda aynı yerde topluyor. (Fotoğraf © Michael W. Parenteau, San Francisco Critical Mass, April 29, 2005.)

Kritik Kitle ve Bisiklet: Caddeleri Ele Geçirmek
Tuğçe Tuğran(*)

1992 yılında San Francisco’da bir grup insan tarafından başlatılan ‘Kritik kitle (critical mass)’ eylemi, bugün dünyanın 300 şehrine yayılmış durumda. Kritik kitle aslında nükleer fizikle ilgili bir kavram – ama bizi ilgilendiren kısmı şu: mevcut düzende kalıcı bir dönüşümün olabilmesi için ulaşılması gereken tetikleyici nokta– ve bu noktaya ulaşabilmek için gereken kişi sayısı. Bisiklet kullanıcılarının tek başlarına görünmez olduğu ve trafikte türlü tehlikelere maruz kaldığı şehirlerde, kritik kitle eylemi yüzlerce bisiklet kullanıcısını aynı anda aynı yerde topluyor. Böylece, yüzlerce bisiklet belirli bir noktadan yola çıkıyor ve şehrin sokak ve caddelerinde birdenbire görünür oluyorlar. Bu aslında, kendi başına bisiklete binmeye korkan, tek olduğunda neredeyse hiç bir varoluş hakkı olmayan bisikletliye bir çağrı: gel ve sadece birkaç saat için bile olsa, cadde ve sokaklarda özgürce bisiklete bin- mekan birazcık da sana ait olsun. Kritik kitle politik bir eylem, çünkü şehirdeki alanların kime ait olduğu ile ilgili çok net bir soru soruyor.  Eylemin kendisi yarattığı durumlar üzerinden bu soruyu daha da katmanlandırıyor- otomobil odaklı şehirlerimizin ve düşünce yapımızın tutarsızlıklarını tüm çıplaklığıyla göz önüne seriyor. Ve, tabii ki, her başarılı politik eylem gibi umut verici ve eğlenceli bir tarafı var. İnsan büyük bir kitlenin parçası olarak kendini hem güvende hem de çok güçlü hissediyor. Her ayın son cuma günü, birkaç saatliğine, tünelleri, caddeleri ve motorlu taşıtların hizmetine verilmiş olan bütün o alanları  geri alabilmek- gerçekten harika bir duygu. 

Tabii ki kritik kitlenin kuralları da var: otomobillerin özgürce kullanmaya alışık olduğu caddelerde bisiklete binmek, yüzlerce kişi de olsanız, tehlikeli olabilir. En önemli nokta otomobil ve bisikletlerin aynı anda yolda bulunmasını engellemek. Bu yüzden kitlenin geçtiği cadde ve yolların motorlu taşıtlara geçici olarak kapatılması gerekiyor. Bu resmi bir eylem değil, polisin müdahalesi yok – kitle kendi yolunu kendisi açıyor, bisikletler geçene kadar araçların caddelere girişini engelleyerek, kırmızı ışıkları bloke ederek, kavşak girişlerini tutarak, otomobillerinde beklemekten başka çaresi olmayan insanlara öpücükler atarak (en temel kurallarından biri her zaman barışçıl iletişim yöntemleri kullanmak) şehrin içinde yol almaya ediyor. 

Katılımcılar ve organizatörler ne kadar dikkatli olursa olsun, kritik kitle mevcut düzende büyük bir kırılmaya sebep olduğu için motorlu araç sürücüleri ve bisikletliler arasında zaman zaman gerginlikler olabiliyor. Fakat bu gerginlikler kritik kitle eylemininin meşruiyetini azaltmak yerine, altını çizdiği adaletsizlikleri daha da görünür kılıyor. En sık karşılaşılan durum, bisikletli grubun geçmesini beklemek istemeyen sürücülerin çılgınca korna çalmaya başlaması. Ne kadar ilginçtir ki, günlük hayatında sık sık trafikte tıkanıp kalan otomobil kullanıcıları, karşılarında bisikletleri görünce, 3-4 dakika beklemeyi çok görüyor. Çekilin, yolu tıkıyorsunuz diye bağırıyorlar bisikletlilere- aslında söyledikleri şu: burası bize ait, yolu biz tıkayabiliriz, siz değil. Çok olmak, sayıca fazla olmak – bu sanki sadece otomobillere ait bir ayrıcalıkmış gibi. Kimsenin aklına kamusal alanların büyük kısmının yılın her günü ve her saati, devamlı olarak zaten otomobillere ait olduğu gelmiyor. Artık doğal kabul edilen, hiç sorgulanmayan bir ayrıcalık bu. Bunun arkasından şu soru geliyor: ya hergün yollarda bu kadar bisikletli olsaydı? O zaman ne olacaktı? Otomobillere yer kalmayacaktı -veya böyle uzun uzun beklemek zorunda kalacaklardı trafikte. Bugün kırmızı ışıklarda veya ışık olmayan geçitlerde dakikalarca beklemek zorunda kalan yayaların, bisiklet sürücülerinin sürekli karşı karşıya kaldığı bi durum. Yani, kritik kitle, ayda bir kez, birkaç saatliğine, hatta araçlarının içinde beklemek zorunda kalan bireyler için birkaç dakikalığına bu rolleri tersine çeviriyor. Aslında hepimize ait olan kamusal alanların daha adil paylaşılması için yapmamız gereken ilk şey bir soruyla başlamak: burası kime ait? Burada olmaya kimin hakkı var? İşte kritik kitlenin topluma yönelttiği kritik soru bu.

(*)Tuğçe Tuğran

Brüksel'de yaşıyor ve çevre ve insan hakları alanında kamu politikaları danışmanlığı yapan bir şirkette çalışıyor. Hem işi hem de kişisel merakı sebebiyle yerel çevre politikaları, iklim değişikliği ve adaptasyonu, ulaşım politikaları konularında araştırmalar yapıyor.

http://www.aptalinsan.wixsite.com/aptalinsan

 

 

 

12.10.2021110